Son zamanlarda enflasyon yeniden Türkiye’nin önemli sorunlarından birisi haline geldi. Enflasyon hesaplama yöntemi defalarca değiştirilmesine rağmen enflasyondaki artışı saklamak mümkün olmuyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), 2018 yılının Temmuz ayında bir önceki aya göre yüzde 0,55 arttı. Yıllık bazda ise TÜFE’deki artış yüzde 15,85 olarak gerçekleşti. Üretici Fiyat Endeksindeki (ÜFE) artış çok daha yüksek. ÜFE Temmuz ayında bir önceki aya göre yüzde 1,77; yıllık bazda ise yüzde 25 arttı.
Genel görüş bu rakamların
gerçek enflasyonu yansıtmaktan çok uzak olduğu yönünde. Örneğin, Financial
Times’ta yayınlanan bir yazıda ABD’li profesör Steve Hanke, Türkiye’deki gerçek
enflasyonun açıklanan oranın çok üzerinde olduğunu belirterek TL’deki değer
kaybının ardından gerçek enflasyonun yıllık yüzde 39,2’ye ulaştığını ileri
sürüyor. Hanke, bu görüşünü Twitter’daki hesabında da takipçileriyle paylaşmış
(https://twitter.com/steve_hanke/status/1000731850174742530).
Hükümetin beklenmedik bir
biçimde erken seçim kararı alması 2018 yılının zor geçeceği yönündeki
beklentileri güçlendirdi. Seçim ekonomisi nedeniyle harcamaların artması; döviz
kurlarındaki ani yükselişler; yurtiçi ve yurtdışında teröre karşı yapılan
operasyonların maliyetleri enflasyondaki yükselmenin daha da artmasını
kaçınılmaz kılıyor.
Enflasyondaki artışın önemli
nedenlerinden birisi de para arzının kontrolsüz olarak artırılması. Bir başka
deyişle, Merkez Bankasının talebin üzerinde para basması. Ekonomi literatüründe
para arzı ve enflasyon arasındaki ilişkiyi ilk olarak Klasik ekonomistler ele
aldılar. Örneğin David Hume (1711-1776) , aşırı para arzının, bir başka
deyişle, Merkez Bankasının aşırı para basmasının ekonomideki toplam talebi
artıracağını ve bu talep artışının da fiyatlar genel seviyesini (enflasyon oranını)
artıracağını öne sürdü. Bu konudaki tartışmalara değinmek yerine Klasikler’i böyle
düşünmeye sevk eden önemli bir olaydan daha doğrusu bir finansal krizden
bahsedeceğim: Mississippi Company Balonu.
Her krizin bir
"kahramanı" olduğu gibi Mississippi Company Balonu'nun da bir
kahramanı var: John Law. Kriz, 1720'de Fransa'da patlak veriyor. Ama, krize
geçmeden önce John Law kimdir, ona bakalım.
John Law, İskoçyalı zengin bir
ailenin çocuğu. İyi bir eğitim alıyor. Babası öldükten sonra annesi onu yüksek
öğrenim görmesi için İngiltere'ye gönderiyor. Finans ve bankacılığa meraklı
olan genç John'un maalesef kötü alışkanlıkları da var. Müthiş bir matematik bilgisi
olan John, kumar oynamayı çok seviyor. Bütün parasını kumarda kaybediyor;
borçlanıyor annesi İngiltere'ye gelip kumar borcunu ödüyor. Ama, John Law'un
sorunları bitmiyor. 23 yaşındayken bir kıza aşık oluyor ve aynı kızı seven
zengin bir İngiliz'i düelloya davet edip adamı öldürüyor. İdama mahkum
ediliyor; sonra cezası müebbete çevriliyor. Yine annesi devreye giriyor ve
John'ı hapishaneden kaçırıyorlar. John Law Hollanda'ya gidip orada bir bankada
çalışmaya başlıyor.
Gelelim Law'un ekonomiyle
ilgili düşüncelerine. İngiltere ve Hollanda'da yaşarken bu ülkelerin ekonomik
durumlarını inceleyen Law, şu sonuca varıyor: İngiltere ve Hollanda zengin
ülkeler; çünkü, bu iki ülkede de dolaşımdaki para miktarı çok. Öyleyse, İskoçya
da para miktarını artırıp zengin olabilir. Yalnız, o dönemde Avrupa'da kâğıt
paranın kullanılmadığını, tedavüldeki paranın altın ve gümüş karışımından
oluşan madeni para olduğunu belirtmek gerek. Kısacası, dolaşımdaki para
miktarını artırmak için daha çok altın ve gümüşe ihtiyaç var ve İskoçya'da bu
değerli madenler yeterince yok. İşte bu
soruna Law, Land-bank (devlet bankası, bugünkü anlamda Merkez Bankası) adını
verdiği bir proje yayınlayarak şöyle bir çözüm getiriyor:
Ekonomide madeni para değil,
Land-bank'ın çıkaracağı banka bonoları (banknotlar) kullanılacak. Böylece,
altın ve gümüş rezervleri para basılması için kullanılmayacak. Banka
bonolarının (bir başka ifadeyle kâğıt paranın) maliyeti çok düşük ve bu nedenle
istenildiği kadar basılabilir. Sonuçta, dolaşımdaki para miktarı arttıkça
ekonomi canlanacaktı. Bu önerisini İskoçya Parlamentosu'na götürdüyse de olumlu
cevap alamıyor; 1708 yılında Fransa'ya gidip orada projesini hayata geçirmek
istiyor. Ancak, Fransa Kralı XIV. Louis de Law'un projesini reddediyor.
Law yılmıyor. Birçok Avrupa
ülkesine gidip ekonomilerine inceliyor ve projesini geliştiriyor. Law'un
projesinin son halinde, bono (kâğıt para) basarak ekonomiyi canlandıran bir
Land-bank (Merkez Bankası) ve özel sektörü dışlayarak bütün ticareti tekeline
alan bir devlet şirketi (kamu iktisadi teşebbüsü) olmalıydı.
Huylu huyundan vazgeçmez
derler. Law, bir yandan da kumar oynamaya devam ediyor. Ancak, bu defa üstün
matematik zekâsının yanında, şansın da yardımıyla kumardan önemli bir servet
kazanıyor. Fransa'da XIV. Louis'nin öldüğünü ve yerine çocuk yaştaki XV.
Louis'nin kral olduğunu öğrenince 1715 yılında yeniden Fransa'ya gidiyor.
Fransa'da bu kez projesini hayata geçireceğini umuyor; çünkü, XV. Louis çocuk
olduğu için, Fransa'yı gerçek anlamda yöneten kral naibi Philippe d'Orléans ile
aralarında iyi bir ilişki var.
Fransa, o dönemde bitmek
bilmeyen savaşlar nedeniyle boğazında kadar borca batmış durumda. Bir kurtuluş
çaresi arıyorlar ve denize düşen yılana sarılır misali istemeden de olsa Law'un
projesini uyguluyorlar.
Ancak, dolaşımdaki banka
bonosunun (kâğıt paranın) aşırı artması Fransa'da 1720 yılında yüksek
enflasyona neden oluyor. Herkes banka bonolarını Banque Générale'e götürüp
altın ve gümüş karışımından yapılmış madeni para almak istiyor. Ancak, bankanın
yeterli madeni para rezervi olmadığı için kriz çıkıyor. Bir dönem Fransa Maliye
Bakanlığı'na dek yükselen (hatta bu makama ulaşmak için protestanlığı bırakıp
katolik olan) John Law, Fransa'yı terk ediyor. John Law, projesine çok inandığı
için servetini Fransa'ya getirmişti. Kriz çıkınca bütün servetine el konuluyor
ve Law, 1729 yılında Venedik'te yoksul bir biçimde ölüyor.
İşte, Fransa'da 1720'de çıkan
bu kriz, Klasik ekonomistlerin düşünceleri üzerinde etkili oluyor ve Fransa'nın
içine düştüğü durumu analiz eden Klasikler, para arzının aşırı artmasının
fiyatlar genel seviyesini (enflasyon oranını) artıracağı sonucuna varıyorlar.
Mississippi Company Balonu’nun
yanında kapitalizmin yaklaşık 400 yıllık tarihindeki önemli finansal krizler
hakkındaki ayrıntılı bilgiyi Ekin Yayınevi tarafından basılan GeçmiştenGünümüze Finansal Krizler (1619-2014) kitabımda okuyabilirsiniz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder